25.03.2019

GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR



Boşu boşuna M. Kemal'i suçlamayalım. Bu Ulusun çocukları O özlemini duyduğumuz Şeriat ve Hilafet henüz yönetimde iken,

"Askerî Tıbbiye’deki talebelerin mektebin koridor pencerelerinin arasında bulunan büyük  ve geniş  çıkıntılara kömür karası ile  “Yaşasın Hürriyet, Adalet, Müsavat. Kahrolsun istibdad, kahrolsun zulüm”  sözlerini yazdılar. .4. Ocak.1908"*
*Ali Birinci
Jön Türklük Ahmet Bedevi Kuran

Hem de şimdi hasretle andığımız arapça harflerle ve Osmanlıca Türkçesi ile...
Daha altı yedi yıldır yakın tarih ile meşgulum de en bariz izlenimimlerinden biri de burdan giden İT ler Fransa, İsviçre,  İtalya, İngiltere, Avusturya... da kaldıkları Osmanlının yıkılış süresinde bile ne kadar Elitmişiz ki, vizeden, passaport kontrolunden, işten, parasızlıktan hiç bahsetmedikleri gibi,  en lüks otel ve Konferans Salonlarında toplantılardan, orda baskı dizim işlerinden, ülkeyi yıkmaktan bahsediyorlar. İT ler ekti. Babam gil ise biçti. Babam Avusturya'da ayağona naylon sarar öyle işe giderdi. Ortalık karanlıkken evden çıkar, yine akşam karanlık basınca bazan daha geç gelirdi. Ben bunlara İT demeyim de kime ne diyeyim. İttihat Terakki kısaca İT. Dahası var İT OĞLU İT Hakkımı Helal Etmeyeceğim.  Seçim meçim kesmez beni.
Hey Yavrum Hey!


TÜRK ÇÜLÜK LE 400 YIL ÖTELEDİLER BİZİ. ALLAH BAHŞETTİ BU ADAMI DA NARKOZUN ETKİSİ BİRAZ HAFİFLEDİ.

ÖĞRENDİĞİMİZ
ÖĞRETTİĞİMİZ
BİLDİĞİĞİMİZ
HER AMA HER ŞEY KÜLLİYEN YALAN!
ARAŞTIRIN-ÖĞRENİN-KEN DİNİ ZE GELİN. Nokta.
Sefer Aytekin
25.03.19

19.02.2019

ACI AMA GERÇEK



SEVİYOR-SEVMİYOR


Tamı tamına yüz yıldır, her ama her alanda adeta benliğimize bir heykeltraş hassasiyeti ile işlenip, genlerimize kadar hem de devlet desteği, imkanı ve baskısı uygulanarak, çoğunlukla zor da kullanılarak, bazan ödülle, bazan imkanlar tanınarak tam üç nesildir işlenmiş olan çağının yüce önderi Gazi M. Kemal  Paşa sevgisinin yerini sadece 17 yılda yine yukarıda saydığım tüm imkanlar kullanılarak iftiralara, dünya, baskı ve politikalarına rağmen bu gün Yeni Türkiye Cumhuriyeti' inin ilk seçilmiş Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tüm kalpleri kendi imkanları ile feth etmiş, dünya mazlumlarının umudu haline gelmiş, üstelik tarihi Şahsiyetlere saygı duydurup, rüşdünü isbat etmiştir. Bundan önemlisi ise İslam Aleminin radikalliğini demokratik sistem içinde, yine demokrasinin sonsuz çarrlerilini kullanarak demokrasi potasında eritmiş, dünya ve islam ümmetini sürüklenmekte olduğu, tahayyülü imkansız bir faciadan kurtarmıştır. Aslında sevenlerden çok sevmeyenlerin semesi zaruridir. Ama onlar akl'edemezler. Mahşere kadar da, ve mahşerde kör, sağır olarak haşr' olacaklardır.

Ve yine son yıllarda hemen hemen bütün toplumları, hatta çoğunluğun pis ve çıkarcı politikacıları olarak gördüğü, öyle de olduğu Siyasetin ve  terörist, grrici, yobaz oşarak lanse edilen İslamın iğfal efilmiş hakkını, geç bile kalmış onurunu, hakkını ve itibarını iade etmiş, hatta siyaseti kurumsallaştırmış, dinin de gereğini tüm islam alemine hissettirmiştir. Bunu da bizzat yaşayarak tüm dünyaya hemen hemen sıfır hata ile isbatlamıştır. Allah ondan razı olsun.

Zaten böyle de olmalıydı.
Bunu Sayın Recep Tayyip Erdoğan yapmamış, yapamamış olsa idi Allah bu ulusa bir başkasını gönderecekti.

Ayrıca gerek ekonomik, gerek siyasal ve gerekse  ittihad-ı islâmi ve ticari alanda 400 yıla yakın her alanda inişte olan muazzam kaybın tüm alanlarda engellenmelere rağmen 200 yıllık açığını da kapatmış, geriye bir 200 yıllık daha açık kalmıştır. Onu da Başkanlığının verdiği yetki ve manevra alanının genişliği sayesinde 4 yılda kapatacağına inanıyor ve o yüzden de ilk iktidara geldiğinde 2023 hedefini tüm toplumu niçin söylediğini anlamış bulunuyoruz.

Kendimden örnek verecek olursam,  Rahmetli Erbakan'a ve Fethullah Gülen'e bel bağlamış, Cihat ve darul harp konularında kendimi yetiştirmiş, bu bilgilerin ertelennesini iki ya da üç seçim Refaha ve Fazilete oy vererek ertelemişimdir.
Şimdilik Sayın Recep Tayyip Erdoğan'da gördüğüm vizyonun esiri olmuş, çoğu zaman bu lidere sahip çıkmanın dini bir vecibe olduğunu idrak etmiş, inanmışımdır. 

Velev ki yarın bu milletin dini islam, sahibi de bu millettir, ne pahasına olursa olsun 
-Emek
-Ürün
-Hizmet bedellerini 6 kat artıracağım,  ülke toprağını zaten bu ülke sahipleri olan siz değerli halka dağıtacağım diyecek bir lider çıksın ve beni ikna etsin, bütün bu gücü aynı inanç ve saygı ile hiç çekinmeden ona  verebileceğimi biliyorum. Aksi taktirde ne M. Kemal, ne de Fatih hatta mezardan babam bile kalksa beni ikna etmeden benden bu canım cananım ülkemi yönetme yetkisini kimse ama hiç kimseye vermem.
İftiralar ancak 1000 yılın Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı büyütür. Çünkü bunun gelişinin müsebbibi bu yazıyı okurken bana kızanlardır..

Neyse Yazıyı kaleme almamın asıl nedeni bu drğil. Nedeni hiç gündeme gelmemiş bu adamı sevenler- sevmeyenler kimlerdiri ayırmak içindir.

Erdoğanı sevenler kimler?
Ve yine 
Erdoğanı sevmeyenler kimlerdir?

Nedenleri beni bayağı aşan bir konudur. Aslında üç beş yöntemle t0m bu iftira ve kinleri bıçak gibi kesme yollarını bildiğinden eminim. Ama o yöntemkeri denemeyişinin asıl nedeni sık sık tekrar ettiği Osmanlının kuruluşunda temel taşlardan biri olan Şeyh Edebali'nin "Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü" tümcesinin içinde yattığına inanıyorum.

Bu konu bile beni fazlasıyla aşan çok kapsamlı bir yazı ama, sadece ilk aklıma ve herkesin aklına geleceği türden karınca kararınca basit bir liste şeklinde vermeyi uygun gördüm.
Çünkü arama motorlarında defalarca aramama eağmen en çok Gazeteci Yazar Sn. Fikri Akyüz irdelemiş. Üslubu dolayısıyla benim tuttuğum yere yakın bir yerden tutmuştur.


SEVMEYENLER




Buraya aslında  ŞER'LER, ŞER CEPHESİ  demek yeter. 
"Şer; Emir ve nehy gibi hükümleri vaz' etmeyi, Cenab-ı Hakk'ın emrlerini, Âyet, hadis, icma-i ümmetle ve kıyas-ı fukaha ile sâbit olan dinin temellerini ve şeriata her alanda aykırı davrananları" demek yeterli olur. Lakin yine de listeleyeceğim.

Bunlar;
Sömürü ülkeleri
Ehli kitap ehilleri
Gayrimüslimler
Millet Düşmanları
Din düşmanları
Esaret müptelaları
Dhkp c
Azınlıklar
Solcular
Beyaz Türkler
Pkk
Pyd
Jpg
Taliban
Haşdi Şabi
Sözde Cemaatler
Sözde Şeriatçılar
Sözde hilafetçiler
Kemalistler içinde önceden imtiyazlı olanlar
Lezbiyenler
Ateistler
Dönmeler
Kafirler
4 mezhebin dışındakiler
Hainler
Karşısındaki tüm parti ve Partililer
Müfteriler
İftiracılar
Münafıklar
Ve tüm bunların basın yayın ordanları grupları ve dernekleri
Özellikle ÇYDD....dır.

SEVENLER



SEVENLER

Bu sütuna da aslında  HAYR: yani Meşru iş. Faydalı, nurlu ve sevablı amel. Hakkın ve Halkın rağbet ettiği akıl, ilim. İbadet, adalet, ihsan, mal gibi nimet ve ibadatı takat sahipleri demek yeterli olur ancak yine de listeye devam etmek istiyorum.
Bunlar ise;
4 mezheplerine sıkı sıkıya bağlı olanlar Mü'minler
Ezilenler
Mazlumlar
Müslümanlar
Dindarlar
Vatan ve millet sevdalıları
Tarihleri ile barışık olanlar
Saygılı, hoşgörülü kimseler
İslama ve evrensel hukuk kurallarına bağlı olanlar
Yarınlardan ümitli olanlar
Geçmişi bilenler
Geleceklerini önemseyenler
90 yıldır her lidere sahip çıkanlar
Iftira atmayanlar
Kanaatkarlar
Muttakiler
Mü'minler
Ailevi bağları sağlam olanlar
Sevmeyenler sütununda kendini görmeyenler
Ve tüm bunların basın yayın kültür ve vakıf çalışanları
Gçnüllü yardım kutuluşları....
diye sıralayabiliriz.

Ancak her iki sütundan birinde kendini görmek isteyenler olabilir. Vardır da. Onlar elbette ki istisnadır.
Yani sevmeyenler sütunu hasletlerini taşır ancak sevebilir, ya da tüm benliği ile sevenler grubunda olup,  bir vechile ile kızmış sevmeyenlerden olabilir. Burada yapmak istediğim bir durum tesniti olup tamamen akışkan bir olay olup benim şu anki kendi görüşlerimi açıklamaktır.

Evet yazım bölücü ve ayrıştırımcı bir dile sahip gibi görünebilir. Ancak son yıllardaki kin, nefret ve ifyira söylemlerindeki aşırı artışlar istemeye istemeye de olsa beni bu satırları yazmaya zorlamış olup, zaten Hak ve Batıl er ya da geç kendiliğinden ayrışacağını bildiğimdendir. İstesekmte istemesek te.

Bu Ulus Allahın son kalesidir.
Bizi tarihten çıkartın Tarih diyw bir ilim dalı kalmaz.
O yüzden Safımızı bir an önce seçmek zorundayız. Ve Liderimiz her kim olursa olsun, halk yetkiyi kime verirse versin seçilene sahip çıkmak; vatani, insani, dini, ahlaki, istikbali ve zaruri hale geldiğini açıklamak içindir. 

Yeri gelmişken sevenlere de bir uyarıda bulunmak isterim. Devlet insanlar gibi düşünemez. Çünkü insan kendinden sorumludur. Hata yaparsa bireysrldir en dazla hakkın rahmetine kavuşur. Ama devlet en ufak bir hatada tüm beşeriyetin mavholmasına sebep olabilir.
O yüzdendir ki Devlet; binlerce yılfır biriktirmiş olduğu, uzun tecrübeler ve yanılgılar sonucu elde etmiş olduğu Devlet Teammülleri ile yönetilir. Ve hataya mahal yoktur.

Seçilene sahip çıkalım. Başka gemimiz yok.
Bakmayın diğer ülkelerin seçtiğimizi sevmeyenlere kucak açtıklarına.Bizi, özrllikle Beni hoch Deutsch bile bildiğim halde Avrupa kapısından dahi içeri almaz. Kimdi o Küçük Mustafayı yazan, kızım ezildi deyip TC Cumhurbaşkanı önünde ayak ayak üstüne atıp, Alman Cumhurbaşkanı tarafından protokolle karşılanıp orda el pençe divanda duran, onların kalıntıları olup bizi içeriden yıkan Can Dündar ve onun gibiler değiliz.
Onlar seni beni ve seçtiklerimizi değil ülkelerine ihanet edecek, tek bizim seçtiğimiz gitsin de, kim gelirse gelsin mantığı ile yoğrulmuş Olimpos çocuklarını alır.
DEVLETLER DEVLETLERİN KURDUDUR

Akl'efin!

Saygılarımla!
Siyah Lale

16.02.2019

BIKTIK ARTIK!

M. Kemal'in solunda


DELİ HALİD’LER VARKEN ÖVÜNÜLECEK BİR TARİHİNİZ YOKTUR

Bu ülkenin insanları, artık dandik uydurma ve uyduruk oldukları kabak gibi sırıtan Cumhuriyet hikâyeleri  yerine, Milli direniş için çoluğunu, çocuğunu, gelinini, kızını, ceddini ülkesine hibe etmiş bu ülkenin gerçek  sahiplerinin tarihlerini  öğrenmek istiyor.

CHP’li  kepazelerin  Cumhuriyet  tarihinin  tertemiz  sayfalarını  yapanları  teker  teker,  fiziken  ve siyaseten  tasfiye  edenlerle  onların  takipçileri,  geriye  bakıp  gördüklerinden  memnun  olabilirler ama o tarih kirli hesaplaşmalar, pis ilişkiler, çıkar  işbirlikleri ve  cinayetlerle  dolu. Bugün Deli Halit’in katlinin 94. Yıldönümü.

Rusların  elinden  Kars’ı  alan  adamdır O.  Soyadı  kanunu  çıktığında  bu  yüzden  soyadı  olarak Karsalan  yazıldı  nüfus  kâğıdına.  Sadece  Kars  değil,  Sarıkamış,  Erzurum,  Nenehatun,  Erzincan; hepsini  almıştı… Savaş  meydanlarının  kahramanıydı.  Cepheden  cepheye  koştu.  İki  tabancası  vardı.  Birinin  adı “NAMUSLU”ydu;  onunla  düşmana  ateş  ederdi.  Diğerine  de  “NAMUSSUZ”  adını  takmıştı  ve  savaşta kaçan  askerlerle  vatan hainlerine  sıkardı.

Deli  Halid Paşa  derlerdi  ona. 42  yıllık  hayatından  10  tane  film  çıkacak  bu  efsane  adam,  Türkiye  Büyük  Millet  Meclisi’min  ilk  cinayeti  (9  Şubat  1925)  kurbanıydı. 

Cumhuriyet’i  kuruluş  felsefesinden  uzaklaştırarak  ele  geçiren  çıkar  amaçlı  faşist  elit  çetenin  ipliğini  pazara  çıkardığı  için  alçakça  pusuya düşürüldü ve  dokuz  kurşunla  katledildi. Katilleri kimdi? Biz biliyoruz. Siz de Tanıyorsunuz  onları.

"-Kaç kişi olursa olsun, kim benden bile önce silahını çekerse çeksin yine onu ondan önce vururum" dediğini bilen ve arkasından sinsice yaklaşıp 9 kurşun sıkan Şerefsizleri biliyorsunuz. Biz de biliyoruz.
Eğet yaşasaydı bu adını devrim koyduğunuz zulümlerin hiç biri meclisten geçmesi mümkin olmayacaktı.
Ulusta kahpece vurulduktan sonra meclisin kalem odası masasıba tatırıkan Deli Halid in ziyaretine gelip;
-"Istanbul'dan doktor siparişi verdim,  gelecek seni kurtaracak, yine eskisi gibi Meclis kürsüsünden kükreyeceksin" diye alay eden kansızı da biliyorsunuz. Ya da öğrenirsiniz.

Kimler mi bunlar;
Ermenileri  katledip  tehcir  ederek  mallarına  konanlar,  ardından  Kurtuluş  Savaşı’nın  zafere doğru  evrilince  Mustafa  Kemal’in  etrafında  öbeklenip  şer  ve  çıkar  şebekeleri  kuranlar,  Rum mallarının  üzerine  oturanlar  ve  benzeri  yollarla  sermayelerine  sermaye  katanlardır.  Halkın  giysileri  yama  tutmazken,  giyecek  çarık  bile  bulamazlarken  sefahat  içinde  yaşayanlardı. Halid  Paşa,  TBMM’de  işlenen  ilk  cinayetin  ve  yukarıda  tarif  ettiğimiz  şebekenin  kurbanıdır. Onlar  ki  isim  isim  bellidir  tarih  sayfalarında.  Onlar  ki  Deli  Halid  Paşa’nın  ya  da  Halid Karsıalan’ın katilleridir. 

ÇERKES AHMET BEY’İN EVLADIDIR
HALİD BEY 

DELİ LAKABINI ALIŞI
Gümrü  anlaşmasının  ardından  Batı  Cephesinde  görev  verilen  Halid  Paşa,  Sakarya  Savaşı'nda 12.  Gruba  komuta  etti.  Bu  savaşta  gösterdiği  cesaretten  ötürü  "Deli"  lakabıyla  anılmaya  başlandı.  Özellikle  cephenin  biraz  gerisinde  yüksekçe  bir  yere  oturup  tabancalarını  dizlerine  koyarak  "Geri  çekileni  vururum"  mesajı  vermesi  ve  birkaç  sefer  geriye  kaçan  askerler  üzerinde bunu  bizzat  uygulamasıyla  ün  yaptı.  Büyük  Taarruz'da  Kocaeli  Grubu  Komutanlığı  yaptı  ve mezalimi  ile  ünlü  Yunan  11.  Tümenini,  Komutanı  General  Krokodeilos  Kladas  ile  beraber esir aldı. Büyük  Taarruz’dan  sonra  1922’de  rütbesi  tümgeneralliğe  yükseldi. 5 Temmuz  1923’te Ardahan vekili seçildi, mazbatası 11 Ağustos  1923’te onaylandı. 

Fuat UĞUR un 
http://m.haber7.com/yazarlar/fuat-ugur/1786922-deli-halidler-varken-ovunulecek-bir-tarihiniz-yok 
yazısından esinlenilmiştir.

Sefer Aytekin

8.01.2019

ÖZGÜR BASIN

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından 2003 yılına kadar "MAHKUM OLMAYAN KAÇ ŞAİR VE YAZAR TANIYORSUNUZ?"

17.12.2018

BENİM DİNİM-SENİN DİNİN

Resim; http://www.ussaki.info/tevrat-incil-ve-zebur-gibi-semavi-kitaplarin-isaretleri-onun-asm-nubuvvetine-delildir/





Bismillahirrahmanirrahim!

Hiç şüphesiz ki en iyi O bilir. Bize çoğu konuda çok az bir ilim vermiştir.  Ancak Ona sığınır, Ondan yardım dileriz.


BENİM DİNİM-SENİN DİNİN


Sebepleri her ne olursa olsun, gerekçeler neler olurlarsa olsunlar, bir türlü İslam dairesine girme şansı, imkanı ve yolu bulamadığından dolayı mümin olamayan tüm insanlığın ortak düşmanı, kâbusu, korkulu rüyaları müslümanların bizatihi kendileri değil, bilinç altlarında yatan bilakis sahip olduğu o eşsiz, benzersiz değerleri olan ve aynı kaynaktan beslenen müslümanlık ya da İslamın ta kendisidir.

Bilindiği gibi İslamdan önce hırıstıyanlık, ondan da önce Davut'a nüzül olan din, ondan da önce Musa'ya indirilen dinleri bilmeyenimiz yoktur.

Yani yukarıdaki ilk paragrafta islamı bir kenara bırakıp yerine, hırıstıyanlığı, Davuduliği, Museviliği,  İbrahim'in Tevhit dinini hatta Lut'iliği, ya da Şit,ilikle,  Adem AS a kadar olan herhangi bir Suhuf ya da sayfa ve Vahyolunmuş herhangi bir kitap ta koymuş olalım yine durum değişmez. Günah ta olmaz.

Sırası gelmişken hemen burada söyliyelim. Dinin, dinlerin kendi aralarında büyüklüğü veya küçüklüğü daha öz bir deyişle birbirlerine üstünlükleri ya da aşağılıkları yoktur. Olamaz da. Çünkü kaynak bir ve hepsi de Cebrail AS aracılığı ile Allah tarafından Vahiy ile önceden seçilen ve korunan Peygamberlere, onlar aracılığı ile de biz kullara tebliğ edilmişlerdir. Örnek olarak devam eden nesiller için yani bizlerin bu günü için yaşanmış, geçmiştirler. Geçerken de süzülmüş emir ve yasakları da dimağılarımıza, kalp ve gönüllerimize perçinleyererk gitmişlerdir. Bütün bu yaşanan hak dinler birbirlerini yalanlayamaz, aksine birbirlerini tasdik eder ve doğrular, birbirlerini tamamlar ve pekiştirirler. Tıpkı somunun civatayı sıktığı gibi birbirlerine de sıkı sıkıya bağlıdırlar. Özde.

Çoğumuzun yanlış bildiği, hala yanlış öğrenilmeye devam eden en bariz ve en çok basit bir hata da; "Dört Hak din vardır. Dört te büyük kitap. Dördü de Haktır" diye alışılagelmiş olan, kendi basit ama cürmü çok büyük bu öğretiden kaynaklanmaktadır. Hatta desteklemek için buraya: 4 kitap, 4 peygamber, 4 mezhep ve 4 büyük melek te denilmiştir. Bilerek veya bilmeyerek.

Bu 4 öğretisi belki ilk anlarda iyi amaçlı, kolay öğrenilsin diye ortaya atılmış bir alfabe veya tez iken,  kendini yüzyıllar boyu geliştirmiş, karşımıza olmazsa olmaz olan, devasa bir bilgi birikimi ve öğreti okarak kendine dimağılarımızda yer edinmiştir.

Hemen buraya 124.000 den fazla peygamber ve her birine vahyedilen 124.000 den fazla suhuf ya da kitapların tamamı haktır ve hepside büyüktür demeden geçmeyi uygun göremiyorum. Çünkü tamamı Levh'i Mahfuz kaynaklıdır. Yanlışım var ise lütfen ilahiyatçılarımızdan acilen düzeltilip tekzip etmemi sağlamalarını saygılarımla arz ederim. Çünkü Dört büyüğü kabul edip te diğerlerini yok saymak ya da küçümsemek veya görmezden gelmek; hem o pegamber, ve hem de onlara inanıp salih ameller işleyip cennetlik olan ümmetlerine  hakaret telakki etmiş olup, hem de biz insanlığa, onlara bu hakaretlerimizle yaratılmışlar olarak iftira atmış, artı Şirke kadar da bizi götürmüş büyük bir günah olabilir. Çünkü Her peygamberin kendilerine canlarını feda edecek kadar inanan müminleri, aynı zamanda da sözkonusu peygamberlerinin ciğerlerini söküp yiyecek kadar ileri giden asileri olduğu tüm vahiy ve kaynaklarla sabittir. İslâm kaynağını ve peygamberini  hatta ümmetini bu ümmetlerin inananlarından almıştır diye iddia ediyorum. İnanmayanlar ise negatif değer olarak zamanlarında yok olup gitmişlerdir. Allah muhafaza.

En sevmediğimiz Israiloğulları dahi olmasa idi, ki niye sevemiyoruz onu da hala bilemiyoruz; hırıstiyanlık, ve yine hırıstiyanların inananları olmasa idi İslam Peygamberi ve islam olamayabilirdi de. Şayet herhangi bir peygamberin tüm inananları kendi devrinde yok olmuş olsa; Allah bilir yeni bir Nuh Tufanı ya da İsa'nın Babasız gönderilmesi gibi değişik yollar ve taktikler izlemesi de olasıdır. Hatta bir hadiste  "tüm peygamberler, baba bir kardeştirler, anaları ayrı, fakat dinleri birdir" buyurulmuştur. 

Hüküm yine de O'nundur, hiç şüphesiz...

Evet 4 hak din ve 4 büyük kitap vardır demiştik, bunların hangisine uyarsak uyalım Allah'ın ipine sıkı sıkıya tutunmuş, cennetine koyacağı inananlar grubuna dahil olabiliriz belki. Ama demezler mi adama; madem 4 ü de aynı kaynaktan beslenmişlerse bu farklılıklar, tezatlar nedir diye. İşte asıl beni yazmaya zorlayan en can alıcı soru burda kendini gösteriyor: 

"Kaynak bir ise bu 4 dinin birbirlerini doğrulamaları gerekirken, neden toplumu ve medenietleri yüzyıllar boyu çatıştırdı?"

Evet!
Maalesef membaı, aracısı aynı olan bu 4 dinin inananları, birbirlerini doğrulamaları ve kendi içlerinde birbirlerine arka çıkıp sahip olmaları gerekirken, nerdeyse insan ırkını yok edecek kadar ileri gittiler.
Bunun da en büyük nedeni o kaynakları toplumun ve çağın şartlarına ayak uydurabilmeleri gayreti ile 4 kitabın 4 ü de aralarındaki mesafeyi biz farkına bile varamadan âdeta uçuruma çevirmiş, hem birbirlerini yalanlar konuma evrilmiş, hem de tabi oldukları tüm inananlarını birbirlerine düşman haline getimişlerdir.  

Burada kaynağın ya da dinin yine hiç bir etkisi yoktur. Olmamıştır. Olmadı da. 

Çünkü Peygamberler içlerinde olduğu zamanlarda o ilahi kudret cap canlı, inanan ve inanmayanlara etkili bir şekilde tesir etmiş, adeta kurt ile kuzuyu aynı mezralarda birbirlerine zarar vermeden yaşar bir konuma getirmiştir. 

Olan; Ayetleri çağın gereğine ve toplumun şartlarına uydurmaya zorlarken ki biz buna Reform diyoruz, tamamen kaynağından bir yol veya çatlak bulup, oradan sızıp, başka mezralara akarak bir kuzu postuna bürünnüş kurt olan o öğretileri, o birikintileri gören ve o günün inananları, teba yani (mümin)ler de bunu bir din olarak benimseyip o dinin sahipleri olmuşlardır. Halbuki din gününün sahibi Allah'tır.

Yani insanlığa... 

Ortaya korkunç mezhep, din ve yorum farklılıkları çıkartılarak işi savaşlara kadar götürmüş, insanlık, din ve Allah adına, sevap uğruna birbirlerini adeta hunharca katledebilmişlerdir. Üdtelik bu katl'lerini de vahye dayandırmışlardır. O inanca sahip olanlar günümüzde de hala kendilerine yaşam alanı bulabilmektedirler. Bu yüzden din' i mutlaka ve mutlaka devlet öğretmelidir. Diye düşünüyorum.

İşin garibi bu konularda Cihat Ayetleri de vardır. Sabittir ve gayet te açıktırlar. Bu ayet ve hadislere dayanarak kendilerine görev addedip dünyayı hâlâ yaşanamaz bir hale getirebilmektedirler. Getirmeye de günümüzde de devam etmektedirler. Çünkü günümüzde içlerinde Peygamber ve onun örnek öğretileri yoktur. O ayetler bizzat Peygamberler içlerinde iken, onların eli ve vahiy yolu ile bu ayetleri insanların düzeltilebilmesi, refah ve huzur içinde yaşayabilmesi için o emirleri Hak yeryüzüne  o gün için, o gün vahyetmiştir. Ve sonunda da malum son din İslam bir önceki Romalıları yani iseveliği Allahın emri ve izni ile yıkarak yeryüzüne hakim olmuştur. İsevlilik yani Romalılar ise kendinden önceki din olan çok sayıda peygamberlerin getirdikleri dinleri kenfi bünyelerinde toparlamıştır. Gerek İsa, gerekse Musa AS zamanında ise İsrailoğulları ve Romalılar yaşanan çağın çok çok ötesine geçtikleri tarihi birer vakıadırlar.

Belki İsevilik zamanla vahye uymaya devam etseydi  İslamın gelişi gecikebilecekti. Diğer dinler de ona kıyasla gecikip, belki insanlık bu gün henüz Nuh Tufanından önceki bir dini yaşıyor olabilecektik. Yani insanlık belki de kendi kaderini kısaltıyor hükmüne  varabilmemiz mümkündür. Ya da azgınlıkta ileri gidersek, din de tamamlanmış olduğuna göre Ayette buyurulduğu gibi; "Artık bekle; onlar da bekliyorlar." ı hızlandırıp, günü asla belli olmamış ve olmayacak olan kıyameti yaklaştırabilmek belki biz Ademoğullarının insiyatifine ve yaşam tarzlarına bağlamıştır. Çevre, hava kirliliği, kaynakların tüketilmesi, savaşlar, ilim, fen, uzaydaki dengenin bir şekilde bozulması gibi...

Günümüzde ise Benim dinim senin dininden üstündür anlayışı hakim olmuş yine birbirlerini katletmek için fırsat kollar hale gelmiştir. İşte Allahın kullarına bahşettiği adaletli rızk yine din adına, gelişmişlik adına güçlü olanlar israf yolunu tutarlarken, zayıf olanlar ise özgür olmayan, tehditkar bir ortamda rızklarını zar zor, kıt kanaat temin edebilme ve yaşamlarını zorluklarla olmayan kaynaklardan temin edebilme çabalarına düşürülmüşlerdir.

Din belirli sürelerde belirli topluluklara aynı yol ve yöntemlerle, o toplumların aralarını düzeltmek, yapılan bariz kötü iş, eylem ve alışkanlıkların önüne geçebilmek için ihtiyaca göre azar, azar indirilmiş olup, buradaki azar, azar hem her peygamberin ümmetlerinin kavrayabileceği ölçüde azarlık,  hem de Adem AS dan Hz. Muhammede kadar olan peygamberler ve kavimler arası artarak, ağırlaşarak gelen aşamalardaki azarlıktan bahsedilebilir. Yani Şit AS ve kavmine Riba'yı haram kılmayı gerek görmez iken, Muhammet AS ve kavmine de kayadan deve çıkarmaz anlamında...

Kaynak Vahiy'dir. Vahiy Allahın emir ve yasaklarıdır. Kainatı yaradanın emir ve yasakları doğrultusunda sürdürebilme öğretisidir. Vahiy şekilleride çağın gereklerine göre kendi içlerinde de çeşitlilik gösterebilmişlerdir.

Tüm yaradılmışların ilahı Allah ise ve Allah'ın 99 tane muhteşem sıfatı ve bu sıfatları aksatmadan yerine getirecek kudreti olduğuna şüphesiz şeksiz inandığımız kabul edilmiş bir vakıa ise bu dengesizlik veya adaletsizlik nedir diye sorduğumuzda, dolaylı olarak değil, bilerek veya bilmeyerek direkt olarak Allaha ve O yüce yaradanın gücüne iftira atmış ve hiç bir şey bilmediğimizi, ya da yanlış bilgilerle donatılmış olduğumuzu anında itiraf etmiş oluruz. Bu da Şirk'tir.

Çünkü O Adildir. Mutlaktır. Merhametlidir. Yücedir. Güçlüdür....(Esmaûl Hûsna)

Ama bir Müslüman olarak itiraf etmeliyim ki. Tüm bu dinleri kapsayan, en az tahrif edilmiş olduğuna inanılan, yine Allahın kutsal kitabı Kuranı Kerimde açık seçik beyan ettiği " Onu biz vahyettik, yine biz koruyacağız" ve "Allah katında yegâne (hak) din İslâmdır." ayetleri ve Kuranı kerimi yeryüzüne inmiş bütün ilahi din ve emirleri kapsayıp içine aldığından dolayı Müslüman olduğum için onur duyar, emir ve yasaklarının bana en mükemmeli öğrettiğine, beni bu dünya da tüm kötülüklerden koruyup,  ahirete de en mükemmel bir şekilde hazırlayacağına inanarak yaşamaktan onur duyarım.

Elhamdûlillah!

Çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed'i kast ederek "Biz seni Alemlere Rahmet olarak indirdik" ayeti kerimesi ışığı altında Hz Muhammed (s.a.v)e inen Kuran'ı Azim sadece bir topluluğa değil aynı zamanda bütün kâinata, hatta geleceğe indirilmiş bir yaşam tarzı olup, diğer Hak kitaplardan da  sonra vahyolunduğundan dolayı tüm dinleri içine alır ve hepsini kapsar. Kanaatini  her zaman taşıdım.

İlaveten Kur'an ın en son indirilmesi hasebiyle diğer kitapların ameli hükümleri tam olarak düşmemiş olsa bile kuran âyetleri onları bir nebze zayıflatmış ya da tamamına yakınını kendi içine hapsetmiştir.
Öyle değil ise bu yazıyı okuyan Siz değerli okuyuculardan biri ya da birileri Kuran'dan önce vahyolunmış bütün kitaplarda olup ta Kuran'da olmayan geçerli bir tane emir ve yasağı alttaki yorum sayfasına yazabilmesi gerekir.

Kuran başta olmak üzere vahyolunan tüm dinler İyiyi kötüyü, çirkini güzeli, pis veya temizi, hatta bir yaradılmışa verilmiş emanet ömrünü, çevresine ve kendisine zarar vermeden idame ettirebileceği her türlü bilgiyi Allah aşama aşama türlü örnek ve yaşam tarzları ile öğretmiş, dimağılara da istendik davranışlar olarak yüklemiştir. Üstelik bu yüklü ya da sonradan yüklenen Vahye uyup uymayanlara da gerek bu dünyada, gerekse ahirette mükafat ve azapları ile önceden uyarmış, bildirmiştir. Son din İslamı seçmiş ve tamamlamıştır.

Sakın diğer din mensupları hemen ümitsizliğe ya da karamsarlığa kapılmasınlar.

Ben dinleri hep Venn Şemasına benzetirim.
En içte Adem AS. En dışta ise hepsini kapsayan İslamı koyar, Tabi süreç ve etki alanlarına göre renklendirilip, kapsama ve etki alanlarına göre genişletilebilir ya da daraltılabilmek şartıyla. Ama mutlaka İslamın tüm Vahiy dinlerinin tamamını kapsaması aklen ve mantıken, hatta sabit verilerle kapsayan olması ön şart olması gerekir. Ayrıca bu şemanın dışında kalan bir çok din zannedilen inanç sistemleri de vardır. Onların ise bu şema içerisine dahil edilebilmeleri için sabit, sağlam veri ve kaynaklara dayandırılması vahiy olduklarının isbatı ve belgeleri gereklidir. Çünkü sabit Ayet ve hadislerle sabit kılınan Vahye dayalı dinlerin tamamına yakını bilinmektedir. 

Ayrıca İslamdan sonra da bir din gelmemiş, bunu da Son peygamber ve ümmetine âyetleri ile muhtelif şekillerde yüce Allah bizzat kendisi bildirmiştir. Şayet öyle olmamış olsaydı 1400 küsur yıldan bu yana en az 6 adet peygamber veya din gelmesi gerekmez miydi?

İslam harici diğer kutsal kitapların değiştirildiklerine ve değiştirilme süreçlerine ise burada hiç değinemeyeceğim.

Selam ve Dua ile!


15.12.2018

YOK ÖYLE AMİNLE MAMİNLE İNŞALLAHLA MİNŞALLAHLA DADAK

Okuma zahmetine girmeyenlere mahsus ÖZET:

 "Allah ancak SALİH AMEL İŞLEYİP. KENDİSİNE ŞİRK KOŞMAYANLARIN DUALARINI KABUL EDER"


LÜTFEN RESME AMİN DEMEYİN AMA LÜTFEN







Çünkü  o uçanlar ebabil değil gözüm. Onlar uçtu geçti. O zaman olmuş bir vakıa.

Bu gün karşındaki de Fil Ordusu değil gözüm onları da ebabiller ol zaman erittiler.

BU GÜNE GEL

GÜNÜMÜZDE SENİN OY LARIN VE DÜNYA ŞERLERİ İTTİFAKI VAR AHMAK OĞLU AHMAK.

Yok öyle aminle, maminle, inşallahla, maşallahla kurtuluş. Dadak, huri, cennet... Olmamalı da.



ALLAH SENİN HAMBALIN MI?

YOKSA EMİR KULUN MU? 



Oy unu Allahın düşmanına vereceksin.

Dünyanın başına musibeti şerri bela edeceksin.



Ondan sonra

Arakan'a

Myanmar'a

Suriye'ye

Mısır'a

Irak'a

Filistin'e... neyse sen daha bilin oraları.. şora şura acıyıp aminle maminle inşallahla maşallahla goya DUYGUSAL MÜMİN PORTRESİ ÇİZİP "BAK BEN MÜSLÜMANIM. ÜLKEM HUZURLU. ALLAH BENİ SEVİYO BEN İYİ OY VERİRİM DİYE HAVA ATACAKSIN"

GEEEEEL!

ULAN ONLARI BEN BİLE YEMİYORUM BE. HİÇ ALLAH YER Mİ



Bak Benim gibi OY verdiğin adama sahip çıkıp, Şerleri perişan edeceksin. 

Oralar gibi olmayacaksın.



ALIN SİZE AYET

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ

اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ

Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ

تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ

Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi. (3-4-5)



ALIN SİZE MUCİZE


İSLAM ÜLKELERİNE BAK


Anam avradım olsun Allah Merhametli de çoğunu affediyor.

Ben oluyum İslam Ümmetini toptan helak eder yerine İSRAİLOĞULLARINI BELKİ KÖPEKLERİ TEKRAR YERYÜZÜNE HALİFE YAPARIM.

Bunlar Anlayana Tabii


Anlamayanlara mı?

TAŞLAR KONUŞTU

AY DENİZ YARILDI

AĞAÇ YÜRÜDÜ

LEŞ DİRİLDİ

SULAR KAN OLDU

HER YERİ ÇEKİRGE SARDI

ARZI SU BASTI

CİNLERE HÜKMEDİLDİ

KAVİMLER TAŞ OLDU YANDI ...DA YİNE İNANILMADI...

BİİİİİPLERİNİ GÖRDÜLER.



NE OLDU

ALLAHI KÜÇÜLTÜP ONA ZARAR MI VERDİ

HER ŞEY ALLAH İÇİN

SEN BİLE

ONA BU DÜNYA ÇOKTA TINN


TÜM YAPILANLAR ONUN NAZARINDA SUDAKİ KARINCAYA ÇÖP GÖNDERME KADAR DEĞERİ GEÇERLİLİĞİ HÜKMÜ ETKİSİ YOKTUR.


Ancak ALLAH SENİN KENDİ ELLERİNLE SENİN YAŞAM ALANINI BİNA EDER..

Tüm bunlar karşısında yapacağın 1 oy

Hatta zaten basıyon. Ora basacan.


Benden bu kadar.

Gerisi Allahla senin aranda. 

Hayırlı olsun.

Bilmiyordum da diyemezsin artık..


SELAM VE DUA İLE

14.12.2018

SAAT 9 DA LAMBALARI YAKSANA


SAAT 9 DA LAMBALARI YAKSANA


Bu gün ne oldu "doktor doktor"
 yazdım google'ye, bilirsiniz zaten "kalksana"yı da kendi ekleyiverdi yine kalınca. Zaten hep aklımdaydı.
Bi daha bakayım dedim, tıkladım.

Bizim yani her türk çocuğunun ezbere bildiği hüzünlü bir şiir yine geldi. 
Hep hoştu. Ve şöyleydi:

"saat dokuzu beş geçe
atam dolmabahçede 
gözlerini kapadı,
bütün dünya ağladı

doktor doktor kalksana
lambaları yaksana
atam elden gidiyor
çaresine baksana

uzun uzun kavaklar
dökülüyor yapraklar
ben atama doymadım
doysun karatopraklar

müze müzeye bakar
müzenin içinde atam yatar
atamın çocukları
atama selam çakar" ....

 yine hüzünlendim tabi, şiirin tamamını okudum, aklıma, ne aklı,... şeytanımın bile aklına hiç bir şey gelmedi inanın. Tıpkı sizin şu an gelmediği gibi.

Ama aşağıya doğru okumaya devam ettiğimde o hiç kimsenin aklına gelmeyen, belki gelmiştir de benim okumadığım bir şeyi getirdi aklıma, ya da ilerde linkini vereceğim site beni öyle yönlendirdi. Bilemiyeceğim.

Sanki bir sır çözülmüş beni bekliyor gibiydi.
Anlatılamaz!
Dehşetüstü birşey!
Kabul edilecek gibi değil!
Dehşetin de ötesi....

İzah edeyim.
Malum o her yıl 10 Kasım sabahı saat 9 u 5 geçe sirenleri çaldıran, trafiği durduran. Ne trafiği.. Hayatı felç eden o yüce an. Atamızın o ters yatık 193oo in yası... Linki burda;" https://www.uludagsozluk.com/k/doktor-doktor-kalksana-lambaları-yaksana/ " Yani bu sayfa.
Okuduklarınızın çoğu da buradan alıntı zaten. Hatta tamamı. Çünkü okuyunca SAHİ dedim ya bunu yazıyım. Umarım 80 yıllık bir Tabuyu yıkmış ya da hakaret etmiş olmam. Derdim de o değil zaten.
Ben "yapılan işlerin ahval ve şeraitlerini, günün şartlarını bilmden hüküm vermem." Günah zaten.

Asıl derdim Lamba ve saat 9 olayı. Bir de bunun 5 geçesi var.

Bakın şimdi. Sizin de aklınıza getireceğim.

"saat dokuzu beş geçe
atam dolmabahçe de 
gözlerini kapadı,
bütün dünya ağladı".... Buraya kadar tamam. Bütün dünya ağlayabilir. Düşman da olsa, denize de dökmüş olsak, olabilir...insanlık hali, ya da Şair biraz renk katmak için ağlatmış olabilir. Orasını yedik. Hala da yiyoruz. Daha da bi 100 yıl da yeriz gibime geliyor da...abi biz alışmışız bi kere. "Ver yiyim ört yatıyım"..a ama konumuz bu da değil.

Konumuz şiir, hatta 

Sıkı durun asıl işin kritiği burada başlıyor;
"doktor doktor kalksana
lambaları yaksana
atam elden gidiyor
çaresine baksana"  haydaa...aklıma takıldı. Ne takılması 1 aydır hiç çıkmıyor ki zaten aklımdan. Hatta o uludağsozluk öyle bir taktırdı ki.
Düşünsenize: Saat 9:05 geçiyor yaa! Nasıl izah edeceğiz bunu, hiç mi demediler o günün büyükleri. Gerek ata ölürken, gerek şiir neşredilirken.
-Hoop saat 9 beyler üstelik 5 geçiyor!  Nooluyoruz, ne lambası? filan.
Neden sorulmadı.?
Bu sordurmayan, sorgulatmayan güç nasıl bir güçtü, ne idi? 
Ya da ona hadi güç diyelim. Biz neden asla akıl edemedik bunca sene?
İşte şimdi soruyorum: Geç olsun, güç olmasın.
1- Doktor sabah saat 9 da neden yatıyor? Üstelik 5 geçe
2- 09 u 05 geçe lambaları neden yakıyor? Lamba değil dikkat edin. Tüm Lambaları. Düşünsenize. Herhalde her yeri zifiri karanlık görmese, Şair bu tümceleri demez. Deme gereği duymaz.
Lamba; bildiğimiz ampül,  hadi o günün şartları ile gaz lambası olsun.
Düşündüm, düşündüm düşündüm.. dedim ya; ya hava karanlık, ya da lambalar cenazede, pardon bir sekaret halinde olan biri için yakılır, Yakmak ta lazımdır. O da kabul. Ama saat 9 u 5 geçe doktor niçin, nasıl hâlâ yatabilir? Üstelik Ata hasta iken..

Hadi yatabiliri de bir yere koyalım

İşte asıl oynanan kendi küçük ama cümrü devasa büyük iyiliğin cevabı bence. Rhetorik soru değil. Türk usulü "yanıtlı Sual bu."

Neden 'doktor doktor kalksana, lambaları yaksana...' diyor.? saat 9'u beş geçe?

Neden?
Buldunuz değil mi?
Iyilikten... iyilik etmişler burda galiba.

Şimdi!
Bence Şair tam olay yeri ve zamanında oradaydı 'doktor doktor kalksana, lambaları yaksana...' dedi. Çünkü hava karanlık. Olay tam da şairin görfüğü gibi geceyarısında da ondan.
Ama o güç, güçler, ya da bilirkişiler mi diyelim, her neyse şiir bile yazılmadan evvel şiir deki 80 yıllık bir düzeltmeyi oraya şak diye yapıştırıyorlar. Şairin onlardan haberi yok, o küçük düzeltmeyi bu olayın içine yapıştıranların Şairin bu şiiri yazacağından haberleri yok. Gerisi bırakın ayıkmazlara gitmiştir. Ata defnedilir, şiir yayınlanır vs vs. Bilirsiniz Şairler tarihin görgü şahitleridir. Olay yerinde gördüklerini yazarlar...
Ha..düzeltme demişsem kötülüğüne de değil ha. Hani laf aramızda sabahın saat 04: 58 inde filan olay şayet cereyan etmiş ise; Sivrinin biri; ümmeti müslümanı rahatsız etmeyelim babında, küçücük, minnacık bir hile. İslamda yeri de var; "Hilei Şeriyye" 
Zahmet etmeyin onu da bulup buraya yazayım: 
Harama düşmemek için kurtuluş çaresini bulmak.
Hile-i şeriyye = dine uygun çare bulmak, günahsız yalan, diye de yorumlayanlar vardır, anlamında

Yani bu olay tam da geceyarısı vuku bulduysa.  suikasta ya da ecelinden evvel kurban gitmemişse şayet. O ayrı bir araştırma konusu, Sarılıktan Siroza çeviriyor, 57 yaşından da genç. Her imkana haiz Gazi, Müşir, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri..Allah bilir.
Bu saatte açıklama yaparsak, falan filan. Hem zahmeti çok olur, hem de gelenler zamanla azalır gibilerden.. Atanın iyiliği için.
Ulusun Ali menfaati için hani hep yapılır ya. O türden.

Olur mu bu yaa?
Yapılır mı?
Bunu da mı yaptınız yoksa?
Yok yapılmadı, bu şiir ne?
Rahmetli Kutay olsa idi bi açıklama getirirdi.  Gel de çık işin içinden.

Bak kardeşim bu yaptığın ki bilmiyoruz Eğer yapmışsan 350 milyondan fazla, ki bunların çoğu rahmetlik oldu, atasının ölüm saatine saygı duymadı sayılmışsa..

Sehven 5 saat sonra ya da evvel her ne zaman ise  o görevi hakkıyla hatta hakkından fazlasıyla ifa edip te senin o hilei şeriyye yüzünden  Şayet Ata kabrinden bakıp kimsenin olmadığını görünce " hay bunlara iyilik yapanda suç" demişse
En çok ta onca milletin o küçük yalana inanıp hayatı, trafiği  durdurup boşu boşuna sokaklarda donduğuna senin o küçük hilenin sebep olduğuna.. hep senin o iyiliğin yüzünden ise bunun vebali çok ağır kardeşim.
Yine tam sonunu istediğim gibi bağlayamadım ama anlayan anladı. 
Ama 
Sende hiç mi insaf yok?  demeden de edemeyeceğim.

Bir de
"müze müzeye bakar
müzenin içinde atam yatar"  var.
Bu da tamam. Müze müzeye bakabilir. Gayet normaldir. Gelmişken onu da gezelim gibilerden. De daha Ata ölmedi ki. Doktor sabah saat 9 u 5 geçe yataktan kalkıp, lambaları yakıp Atayı muayene edecek. Belki hala sağdır. Tavuk değil ki. Ölmüş bu. Bunu defnedin diyecek hali yok ya. Bunun komisyonu var. Heyeti var. Bilirkişi raporu var. Hele hele Ismet Paşa var. Var oğlu var..
Müze bu şiire neden kondu?

Devamla
"atamın çocukları
atama selam çakar".... 
Hiç bir şey tazmasam da olur ama trajıkomik yaa () siz doldurun...
Hadi tamam. İnsan cenazeye saygı duyar. Ama burda atamın çocukları atama selam çakar diyince aklıma hep mao nun filmi gelir.
Hani şapkalı, kısa donlu çakı gibi çocuklar. Ellerinde kızıl bayrakları sağa sola havada yüzdürüşleri

Her ne ise  Şiiri bi daha okuyunca zaten sorgulaman şak diye kapatılıveriyor.  Şiirin ve bizim özelliğimiz bu abim.

Bakın şimdi!
"saat dokuzu beş geçe
atam dolmabahçe de 
gözlerini kapadı,
bütün dünya ağladı

doktor doktor kalksana
lambaları yaksana
atam elden gidiyor
çaresine baksana

uzun uzun kavaklar
dökülüyor yapraklar
ben atama doymadım
doysun karatopraklar

müze müzeye bakar
müzenin içinde atam yatar
atamın çocukları
atama selam çakar" ..demedimmi Size?







Hepsi gitti değil mi?
Bak ben buna full hardreset! diyorum.
İşte bütün yazdıklarımın en en en en asıl amacı bunu anlatmaktı. Şimdi sıra facebook ta ne var?
Twitterde kaç takipçi, parti, dizi. Ha bi de TikTok çıktı. Dehşet... filan fistan
Yaaa...
Esen Kalın!